Silvan Güneş - Biyografi Yazarı

2017 ve Bugünden Geleceği Anlamak


Bugünden dün için söyleyebileceğimiz bir şey yok, fakat gelecek bizden iyi şeyler bekliyor. En azından yaşayacak olduğumuz hayat kadar, çocuğumuz varsa onun geleceğine yetecek kadar yoksa bile üstünde yaşadığımız dünya için... Dünya dedim de ne kutsal bir beşik ki tarihler boyunca bizi üstünde, elinden gelenin en iyisini vererek yaşatmış. Şimdi hatırladım da 1980 yıllarda "doğayı yenmek" diye bir kavram vardı. Bazı sporcular kış mevsimine uygun giyinip kuşanıp, her türlü yiyecek-içecek ve edevatı sırtına yüklediği gibi dünyanın en yüksek dağlarının zirvelerine çıkmaya kalkışıyor, eğer bunu o zamana kadar yapan ilk kendisi olmuş ise de o çetin şartlarda bunu becerebilmiş olmanın gururuyla tüm dünyaya, "Doğayı yendim" beyitleri üzerinden demeç veriyordu. Yaşım küçük olabilirdi ama o yıllarda radyo, televizyon ve gazetelerin manşetlerinde böyle cümlelere rastladığımda, bu eğitimli insanları anlayamıyordum. "Doğayı yenmek" de ne demekti? Doğa sana savaş aşmamıştı ki. Ya da seninle böyle bir mücadelesi yoktu. O adı üstünde kendi doğallığı içinde olağan olan görevlerini yerine getiriyor, dört mevsim olması gerektiği gibi oluyordu. Biz ise zaten onun bir parçasıydık ve onunla uyum içinde yaşamasını öğrenmeliydik! Yok efendim nerede? Böyle bir anlayış yoktu. O nedenle, bir kaza olduğunda, biri hayatını kaybettiğinde yine aynı haber kaynakları bu sefer, "doğa ile mücadelesinde başarılı olamadı, yenildi..." gibilerinden çıkış cümlesine uygun başka bir bitiş cümlesiyle doğayı bizlere anlatmaya, tanıtmaya, bilerek/bilmeyerek ondan ürkütmeye çalışıyordu...

Aynı doğanın kendi vazgeçilmez kanunları vardı ve sanırım, bugünkü dünya düzeninin sistematik olarak biz insanlara öğreten de oydu. Doğa bizlere diyordu ki, "Ben her mevsim başka bir hale bürünürüm. Bazen öfkelenir, kükrer, bazen de kuğu gibi süzülür dans ederim. Beni iyi anla, benden iyi faydalan ama sakın ha benim kurallarımı bozmaya kalkma. Yoksa ne yapar eder benden izinsiz aldıklarından daha fazlasını senden almasını da bilirim." Evet, dinlemeye kalksan çok şey söylüyordu doğa ama ne yazık ki doğayı alt etmeye kalkanların uzun süre başkalarının kafasına çaktığı bu anlamsız sözler, doğaya çıkan her bir bireyin kafasında aynı mantıkla doğanın en ucra köşelerine kadar ilerliyordu. Tarihler 2000'li yıllara geldiğinde, o zamana kadar yaşanan olumsuz olaylar, şehirlerde dere yataklarına yapılan evlerin sellere kapılıp büyük hasar görmesi ve buna benzer olayların tekrarının sonucunda, en nihayetinde birileri bu meseleye bilimsel bir ağızla cevap verdi de, doğanın çizdiği sınırların ne olduğunu iyi anlayıp ona göre davranırsan zarar da görülmeyeceği ve doğanın aslında bizimle bir savaş içinde değil, doğayı anlamayan biz insanların bilinçsizlik içinde olduğuna dikkat çekildi. Peki bunlardan ne kadar ders aldık?

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  İnsan / Eğitim / Bilim / Teknoloji

Sanırım insanlığın asıl meselesi ve sınavı bu. Tarihten dersler çıkartabilmek. Hem bunu yapabilseydi hata yapar mıydı? Ya da defalarca tecrübe edilmiş hataları yine tekrarlıyor olmak! Nasıl bir çerçevede, hatta bir kutuda yaşıyor insan? Oysa, yaşadığımız şu dünyada kafamızı biraz yukarı çevirip gökyüzüne bakabilsek, yıldızları biraz anlayabilsek. Sürekli gözümüzün önünde duran dünyayı ve uydusu ayı görebilsek...

Her yeni doğan çocukla aynı mesele başlıyor. Bilenin bilgisi kendinde, yeni doğan her şeye sıfırsan başlamış. Sen bulunduğun yaştan, son nefesini vereceğin yaşa kadar bilemiyorum üstüne ne koyabilirsin, fakat hayata gözlerini yeni açmış bir çocuk, bir genç senin onun yaşlarındayken elde ettiğin bilginin çok daha niteliklisine sahip olmalı. Sen gözlerini dünyaya açtığında, şimdi senin yaşında olanlar nasıl senden daha çok şey biliyorsa, senin hayatı adımlamayı yeni öğrenmiş birine aktaracakların arasında da elbette bir fark olmalı...

Yıl 2017, kendi adıma bilemiyorum. Nasıl geldim bu tarihe? Oysa, daha düne kadar 2000'li yılları dahi aklıma getiremiyor, dünyanın, insanlığın halini merak ediyordum. Evet, "yaşlanmak" diye bir kelime var. Ama aslında o da tecrübe sahibi olmak, bilmekle ve eskimekle değiştirilmeli. Şimdi diyeceksiniz ki bana eşyalar eskir, insanlar yaşlanır. İşte o zaman ben de size diyeceğim ki, evet doğrudur. Eşyalar eskir ama bunun yaşayan bir varlık için karşılığı yaşlanmaksa ve kast edilen de eskimekse, işte benim asıl karşı çıktığım budur. En azından kendimden biliyorum. Benim için zamanın geçmesi değiştirse değiştirse dış görüntümü değiştirir, tıpkı dünya gibi. Ama yıpranan bedenimin aksine, ruhum ve hislerim aslında karakterimin oluşturduğu kendini bildiğin zamanlarda olduğu gibi aynıdır. Tabiki de duyguların olgunlaşır, seçimlerin seçicilik kazanır vs vs. Fakat sen pek çok şeyinle aynısındır. Çok uç noktalarda bir değişim ise mutlaka bulunduğun şartların azami ölçüde değişmesi ya da kendini veya yaşadığın toplumu inkarla sonuçlanan bir durumdur. Bu verdiğim örnek dahi çok uç noktada kalır. İşte bu noktada dün kendini çok iyi bilir, mesele geleceği daha iyi bir şekilde tayin etmektedir. Tüm ihtimalleri gözden geçirerek akılcı bir planlama ile... Zaten sağlıklı düşünebilen bir toplum, geleceğini de bu düşünce yapısı hattında yön verecektir. Anlamsız yere doğaya düşman etmeden, bilmediği geleceğe kefen biçmeden, hayatın her alanını bilimin ortaya çıkarttığı gerçekler üstüne inşa etmesini bilerek...

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  Yaş'da Bitmemiş,İş'de Bitmemiş! 105 Yaşında Rekor Kırdı!

Kısacası, kendince ve özgürce bir gelecekten geleceğe bahsetmek. Umutlarla, meraklarla ve keşfetme hevesinin filizleneceği tohumları, o önümüzde hazır olan düz ovalara bilinçle ekerek. İyi şeyler dilemek lazım, hayallerin yeşerip gerçeğe dönüşmesi üzerine: masalsı anlatımlardan çıkıp, hayat bulmuş projelerle yol alan seyahatlere... Olumsuzlukları değil, daha çok olumlu olanı konuşmak lazım, yoksa bunlarla dizginlenen aklımızı her seferinde anlamsız tekrarlar içinde kendine gömeceğimize, ortaya koyduğumuz yeni fikirlerle olumsuzlukları nasıl da umursamayıp aksine, kendimizi ona kelepçelememiş olduğumuzu kanıtlamak için. Demek ki onca kalabalığın içinde bazen yere düşse de insan, ona bakıp gülenlere inat, -sanki o düşen kendisi değilmiş gibi- hiç istifini bozmadan, aynı caddede hiç kimseyi umursamadan yürüyebilmeli... Haydi, öyleyse hep beraber ayağa kalkalım ve hedeflediğimiz yol neyse, oraya doğru yürüyelim. Kendimiz için gelecek için...

Silvan Güneş
Biyografi Yazarı






MaksatReklam

İşyerime Müşteri Nasıl Çekerim?

İş yerinize kolayca müşteri çekmek,müşteri çekmek için tüyo!

bir yorum bırak

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

yukarı