Silvan Güneş - Biyografi Yazarı

İnsan / Eğitim / Bilim / Teknoloji

İnsanoğlu tarihler boyunca işini kolaylaştıracak alet ve edevatı düşünüp ortaya koydukça, farkında olmadan kendi döneminin teknolojisini yarattı. Yarattığı teknolojiye sahip olanlar ona başka bir şey ekledi ve ortaya çıkan her buluş gelişti, geliştikçe mekanikleşti, hareket alanları ve kullanım sahası genişledikçe yine alternatifleri ona başka özellikler kazandırdı ve böyle böyle dijital çağa kadar ulaşan her şey, bir taraftan insanlığa hizmet etti, diğer taraftan verdiği hizmetin karşılığını aldıkça kendini yeni fikirlerin ve daima gelişim kucağına attı. Bugün nereye baksanız, aklınızdan neyi geçirseniz onunla ilgili inanılmaz bir insanlık tarihi var ve fakat bunların hiç biri kolay olmadı. Bugün yaşadığınız çağın teknolojisi, insanlık tarihinin bilinen 50 bin yıllık bir deviniminin ürünüdür. Ulaşımdan, haberleşmeye, iletişim araçlarından, bilgiyi saklamak için kullandığımız elektronik aletlere kadar insanoğlu, kendi türünün en büyük mirasının üstünde yaşamakta. Peki sahip olduğumuz bu çağın teknolojisini ne kadar iyi kullanıyoruz? İnsan olarak ya da toplum olarak hakkını verebiliyor muyuz? Ya da nerede neyi nasıl kullanmamız gerektiğini? İşte bu noktada başlıyor tüm sıkıntılarımız. Bilgisayarın ve İnternet denilen bu mucizevi iletişim aracının tüm evlerimize ve yanımızda taşıdığımız cep telefonlarına kadar her an elimizin altında olması, sosyal ağlar vasıtası ile tanıdık, tanımadık herkesle iletişim kurma imkanı ve bu paylaşımlarda kullandığımız dildeki özensizlik, teknolojik açıdan gelişmiş ama ona anlama ve zamanı anlama konusunda geri kalmış bir insanlıkla baş başa bırakıyor. Bir tarafta sayıca çok az olan, üreten ve hayatını bilime adamış, özel seçilmiş insanlar, diğer tarafta, bilimin ortaya koyduğunu insanlığın hizmetine sunmak için kendini üretime adamış diğer seçilmişler, ortaya konulan üretimi halkın beğenisine sunmak için işin ticaretini yapanlar ve en alt kısımda da tüketen ve üretim kanalının tersine, sayıca nüfusu oldukça çok olan halk. İşte takılıp kaldığımız ve en çok üstünde konuşmamız gereken kesim burası.

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  Kızıloğuz Türkmeni, Bir Kahramanın ve Türk Milletinin Asil Annesi Zübeyde Hanım

Halkın teknolojiyi nasıl ve hangi amaçla kullandığı çok önemli bir meseledir. Sağlıklı bir toplum yaratmak için, sağlıklı bireyler yetiştirmek gerekir ve bunu sağlayacak olan da mutlaka eğitimdir. Yaşadığımız çağ, insanın her yaşta eğitim almasını şart koşmaktadır, fakat halka da eğitimi, devletin bünyesine bağlı, belli bir yaşta başlayıp biten zorunlu eğitim olarak algılamamalıdır. Hatta, ana sınıfından başlaması gereken eğitime destek vermeli ve "yaşam boyu eğitim"in önemin, halkın bu yaklaşımı kabulü mutlaka topluma her kanaldan anlatılmalıdır. Toplumları her seferinden bir adım öteye götüren elbette düşünen insanlardır. Üretenle tüketen nasılsa, düşünenle tüketen de öyledir. Bu demek değildir ki tüketen insan hiç bir şey üretmiyor, fakat onun düşündüğüyle, üretenin düşündüğü elbette aynı şeyler değildir. Yani tüketenin üretmek gibi bir kaygısı olsaydı, zaten ortada olan durumunu değiştirir, diğer tarafı seçerdi.  Peki halkın ürettiği bir şey yok mudur? Elbette vardır, fakat onun ortaya koyduğu, ancak bir sistemin hareket gücü kadardır. O hareket gücü her ne kadar bilim yapanın üretme alanı olsa da değer, paydalar ve anlayış aynı kategoride yer alamaz.

Aklın ölçülmesi, insanoğlunun algı, bilinç ve düşün kapasitesi, artık tüm bunları ölçülebiliyor. Üniversiteler en iyileri kendi üniversitelerinde verecekleri eğitimle daha iyi yerlere taşımaya çalışıyorlar ve dünya üzerinde bu bağlamda birbiriyle yarışan hatırı sayılı eğitim kurumları var. En zeki, seçilmiş ve düşünebileni kendi üniversitesinde mezun eden, şunu da çok iyi biliyor ki: "bu zeki insan, ilgi duyduğu alanın üstüne, benim ona vermiş olduğum bilginin de etkisiyle ortaya öyle mucizevi şeyler çıkartacak ki, bu değer önce benim üniversitemin adını tüm dünyaya duyuracak, sonrasında ise ülkeme, -öncelikli olarak- ülkemde yaşayan insanlara, oradan da dünyaya katkı sağlayacaktır". İşte bu anlayış ve onun geliştirdiği hedef, ülkelerde eğitimin önemiyle birlikte gelişimin de hassasiyetini kendi içindeki tüm koşul ve şartlara göre ortaya koyuyor. Çünkü dünya şunu çok iyi biliyor. Bilgi altın bir anahtardır ve ona sahip olanlar her zaman güçlü olandır. O gücü nasıl, ne zaman, ne şekilde, ne için, kime karşı, kullanacağın ise ülkeleri yöneten liderlerin inisiyatifine kalmıştır. Eğitimin düşük olduğu ülkeler, her zaman için bilim yapan ülkeler tarafından taşeron olarak kullanılırlar ve aslında bu durum da: insanlık tarihi boyunca dönemin en ağır işlerini yapmış kölelik sisteminin, modern zamanlardaki uyarlamasıdır. Bir toplumda eğitim seviyesi düşüp, tüketim çoğalmışsa, yani kendi ülkede her alanda bir üretim söz konusu olmayıp, ithal ürünler tüketiyorsa, işte o ürettiği ülkenin daha çok güçlenmesine, kendi dizginlerini onun eline verip, hatta kendisini yönetmesine müsaade etmiş demektir. Bu bakımdan, eğitimin önemi kadar neyi tüketmemiz gerektiğinin de önemi halka iyi anlatmalı, bu konuda bilinçlendirilmeli ve tabii ki de her alanda üretim mutlaka desteklenmelidir. Milletler kendi teknolojilerini yaratamadıkları ve dışa bağımlı bir şekilde yaşadıkları müddetçe, aldıkları her nefesin ödünç olduğunu da bilmelidirler.

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  İnsan Bilmediği Her Şeyin Cahili

Silvan Güneş
Biyografi Yazarı






MaksatReklam

İşyerime Müşteri Nasıl Çekerim?

İş yerinize kolayca müşteri çekmek,müşteri çekmek için tüyo!

bir yorum bırak

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

yukarı