Silvan Güneş - Biyografi Yazarı

Rebabi Mehmet Refik Kaya

Orta Asya'da çeşitli biçimlerde kullanılan bir çalgıdır rebap. Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan olan bu sazın aynı zamanda çok içli bir sesi vardır. Onu dinlediğinizde insan adeta kendiyle buluşur, konuşur. Ya da kendiyle konuşmasını, kendini dinlemesini öğrenir. Ben bu sazı, bir gazetede verdiği röportajla dikkatimi çeken Rebabi Mehmet Refik Kaya ve onun anlatımlarıyla tanıdım. Üstat Mehmet Refik Kaya'yı tanımaktan ayrı bir mutluluk duydum, çünkü şimdiye kadar "sanatçı" dediğimiz kavramın her bakımdan içini dolduran, araştırmacı, kültürlü, akılcı ve duygu yüklü bir insandı. Kendisinin Orta Asya'dan bu yana insanların duygularına tercüman olan bu içli sazı, günümüz müzik anlayışına göre geliştirip, yaşamasına ve tanınmasına vesile olması, şimdiye kadar pek de şahit olmadığımız bir durumdu. Gazeteye verdiği röportajında zaten anlattıkları aklımı başımdan almıştı ve öğrendiğim kadarıyla kendisi, Ruhnuvaz" (Ruha Dokunmak) adında yeni bir CD çıkartmıştı. 2005 yılında ilk defa tanıdığım rebab adlı bir çalgının sesini duymak için öyle heyecana kapılmıştım ki onun sayesinde o kadim sesi hem de bu yüzyılda dinleyebilecektim. Şimdi size de o sesi dinleteceğim ama sanırım bunu hak etmeden önce, üstat Mehmet Refik Kaya'nın hayatın da en az merak duyduğum rebap kadar enteresan kısımlarını sizlere aktarmak istiyorum.

 

Sanatçı Mehmet Refik Kaya'nın babası ud yapımcısıdır ve çocukluğundan bu yana babasının yanında çırak olarak büyürken, bir kütüğü yontmayı onu bir enstrüman haline getirip ruh vermeyi öğrenir.  Bir odunu yontmak ve ondan insanların tüm seslerine dokunabileceği bir ruha büründürmek, hem de çok küçük yaşlarda: hayat için de ne güzel bir tecrübedir bu. Bu durumu yorumlamak dahi kitaplara sığmayacak önemli bir öğretinin ağırlığını kucağımıza yığıyor... Haliyle müziğe meraklı olan ve onun kendisine kattığı değer ve incelikle yetişen Mehmet Refik Kaya; ud, lavta, klasik gitar gibi çalgıları da çalmasını biliyordu. Her ne kadar üniversite gibi eğitim veren bir aileden yetişse de, Makine teknisyeni olarak girdiği üniversitede vinç yapmayı öğrenmişti ki DGMA'nın heykel bölümünü de bitirdi.

 

Rebab

İstanbul Belediye Konservatuvarı'nın Türk Müziği icra bölümünde iki yıl klasik kemençe çaldı ve tüm bunlar olurken 29 yaşında, rüyasında adı rebap olan bir çalgıyı çalarken gördü. Uyandığında rüyasından o kadar çok etkilenmişti ki daha önce bilmediği bu çalgıyı araştırmaya başladı. Adı rebap olan ve neredeyse bin yıldır unutulmuş olan o çalgının ve rüyasında duyduğu sesin peşine düştüğünde nihayet Şaman ve Türk Müziği ile tedavi yapan Oruç Güvenç'den edindiği rebabla ilk buluşmayı gerçekleştirmişti. Telleri at kılından olan, hava koşullarından etkilenen ve dolayısıyla standart sesleri yakalamanın tesadüflere kaldığı zayıf sesli bir enstrümanla tanışmıştı. İşte burada araya girmek istiyorum. Sizin başınıza böyle bir şey gelmiş olsaydı ne yapardınız? Rüyanızda duyduğunuz ses, o ses değil. Hayal kırıklığına uğramaz mıydınız? Peki ya sonra? Enstrümanı bir kenara itip, hali hazırda çaldığınız diğer enstrümanlara ya da bildiğiniz diğer işleri yapmaya mı koyulurdunuz? Sanırım hepimiz bunu yapardık. Fakat Mehmet Refik Kaya öyle yapmadı. Çünkü o bildiğiniz insanlara benzemediği kadar, alışılmış tepkilerin refleksiyle hayatını yaşayan sıradan bir insan hiç olmadı. Her ne kadar tanıştığı rebap, umduğu gibi değilse de çaresiz değildi. Çocuk yaştan beri babasından ud yapmasını öğrenmiş bir insanın, bin yıl önce insanlara ruhuna dokunmuş o kadim sesin peşine düşüp, ona yeniden ruh vermeye çalışması her gence nasip olmazdı. -O nedenle burada bir çocuğun kişilik özelliklerinin ana kaynağı olan aile faktörünü, ailenin kültürel yapısını, bilgi birikimini ve görgüsü üzerinden hayatına nasıl yön verebileceğinin, bir mihenk taşı olabileceği gerçeğinin de altını çizmeden geçemeyeceğim.-

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  2017 ve Bugünden Geleceği Anlamak

Bir odunu nasıl oyacağının tüm inceliklerini hayatının ana tecrübesi olarak çok iyi bilen Mehmet Refik Kaya, rüyasında dinlediği o sesi ve gönlünün derinliklerinden gelen o sesin içine ektiği huzuru  yakalamak için inanılmaz bir uğraş verdi. Rebabın sesini güçlendirmek için yayını, gövdesini, sapını sayısız malzeme ve örneklerle gecesini gündüzüne katarak çalıştı. Rebab gibi bir enstrümanı geliştirmek için çocukluğunda babasından öğrendiği çalgı yapımı tecrübesini, öğrenim gördüğü DGSA Heykel Bölümündeki  evrensel bilgisini ve morfoloji alanındaki birikimiyle hayatında bundan sonra yer alacak sazı ortaya koymak için seçilmiş, kaderi baştan çizilmiş gibiydi. Tabii ki bu sekiz yıl sadece bir tahtayı defalarca oymakla geçmedi. Uzun süre rebabın yaşadığı tüm coğrafyadaki kadim izlerini araştırmış, sazın yapısını, sesini, çalma inceliğini yani aklınıza gelebilecek her şeyini bilimsel boyutta ele alarak, minyatürler dahil literatürünü ortaya koydu ve sonunda rüyasında duyduğu ve "Rebap-ı Refik" adını verdiği sazıyla o sese tam sekiz yıl sonra nihayet ulaştı. Saza kazandırdığı teknik özelliklere ise hiç girmiyorum, mutlaka meraklıları bunu Mehmet Refik Kaya'nın kendi ağzından dinlemeyi, rebap hakkında hazırladığı eserinde okumayı isteyecektir. Fakat, altının çizilmesi gereken önemli hususlar var. Mehmet Refik Kaya aslında bu emeğiyle çok önemli bir şeyi daha anlamamıza vesile oldu. Keşif kavramının bir ses üzerindeki en güzel örneğini insanlığa armağan ederek, bilime, sanata, anlayışa büyük bir değer kattı. Bu yüzyılda hayatına giren tüm değerlerden elde ettiği birikimi nasıl kullanacağını iyi bilen, kendi gerçeğinin farkında bir düşünür olarak; araştırmanın, yılmadan çalışmanın ve bizlere "Örnek bir sanatçı nasıl olunur?"un  cevabını, müzik alanı üzerinden en güzel örnekleriyle ortaya koydu. Bilimin, kültürel değerler üzerinden nasıl bir bakış açısıyla ele alınabileceğini, sanatın müzik alanındaki gelişiminin izleğini çok yönlü olarak ortaya koyarken: kendisi gibi bir üstada, bir sanatçıya, bir düşünüre sahip olmanın da onurunu ve gururunu yaşattı bizlere...

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  İnsan / Eğitim / Bilim / Teknoloji

Artık aradığı o kadim sese, kendi geliştirdiği rebabıyla yıllar sonra sahip olan Mehmet Refik Kaya, dört arkadaşı ile birlikte çağlar, ülkeler, kültürler üzerinden Orta Asya'dan İngiltere'ye ve Erken Rönesansa kadar uzanan geniş bir coğrafya müziği yapması tabi ki de kaçınılmazdı. "Ruhnuvaz" adını verdiği CD'siyle ruhlarımıza öyle dokundu ki ben o sesi ilk dinlediğimde zaten artık içimdeki fırtınalar kopmuş, duygularım teslim olmuştu. Haliyle böyle bir biyografiden etkilenmemek mümkün değildi. Kendisiyle tanışmak benim için büyük bir onur olacaktı ve Allah'tan ben kendisine sekiz yıl bir uğraştan sonra ulaşmadım. CD'sine bir türlü ulaşamıyordum çünkü yok satıyordu. Az üretildiği içinde piyasada bulmak mümkün değildi ve bu güzel insan, kendi emeğini benim adresime hiç bir karşılık beklemeden postaladı. Bir sanatçıdaki nezaket, anlayış, incelik olsa olsa böyle bir şeydi...

Rebabın o içli, kadim sesini ilk önce, "Ergenekon Şarkısı" ile duyduğumda, garip bir fırtınaya tutuldum ve benim de gönlümden kendiliğinden dizeler döküldü. 2005 yılında tanıdığım rebaba ve o sesi benim de içime eken üstat Mehmet Refik Kaya'ya...

"Çalsın kemanlar, çalsın sazlar
İnlesin yer, gök ve deniz
Çıldırsın bildiğim bütün rebaplar" desem de sanki kifayetsiz kalmıştı sözler. Belki onu nasıl anladığımı daha iyi anlatmam gerekiyordu. Elimde kalem, sayfalara alelacele dilimden dökülenleri yazıyordu.

Rebap
Çok ırak yollardan geldin huzura ey rebap-ı müşkül
Ne derin izler varken sende, ne sisli hayallerle kaldın karanlıkta
Neydi bu sükunet, neydi bu kimsesiz bekleyiş
Yoksa sende yeniden dirilişin keyfini mi sürmek istedin
Yoksa insanın ruhuna dokunan sesini emanetin,
Adını Mehmet bildiğim ve kendine Refik seçtiğin üstadın ellerinde
Kaya gibi dimdik durmak mıydı…
Hoş bu emaneti ellerimizle verdik Ortaçağda Avrupa'ya
Çıksa çıksa ondan çıkan keman kadar olurdu
Viyola olurdu, viyolonsel olurdu.
Arp olurdu ama bence bu ses için garp da harp olurdu.
Bir duydum seni işledi içime o tok sesin
Bir duydum atalarım canlandı fonemlerinde
Kulaklarım 'dur' dedi çağın bana anlatmaya çalıştığı müziğine
'bekle' dedi sen daha hiçbir şey bilmiyorsun
Ruha öyle girilmez, böyle dokunulur bilmiyor musun
Ruha öyle yaklaşılmaz böyle varılır

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  İnsanlar Neden Müzik Dinlerler?

Silvan Güneş
6 Kasım 2005

Rebabi Mehmet Refik Kaya ve kardeşi               Neyzen Ahmet Kaya

Üstat Mehmet Refik Kaya'yı anlat bitmez. Kendisi Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğunda Rebap Sanatçısı olarak, sanat hayatını gıpta edilecek bir biyografi ile sanata, müziğe, kültüre inanılmaz değerler kattı. Müziğe yedi yaşında mandolin çalarak başlayan, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Çalgı yapım Bölümü'nden mezun olup, Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğ'nda ney ve trompet icracısı olarak yer alan sanatçı kardeşi Neyzen Ahmet Kaya ile Türk Müziği'nin en güzel örneklerini icra ettiği gibi, her yıl 17 Aralık'da Konya'da ölümü nedeniyle anılan, Mevlana Celaleddin'i Rumi'yi anma törenlerinde bizzat yer aldı.

 

Rebabi Mehmet Refik Kaya'nın oğlu                           Gitar Virtüözü Sanatçı Celil Refik Kaya

Tabii ki her iki sanatçının da aileden, çocukluktan bu yana gelen müzik birikimleri, anlayışları ve görenekleri doğal olarak o ailede yetişecek her bir ferdi de besleyecekti. Bu nedenle Mehmet Refik Kaya'dan bahsederken, önemli sanatçılarımızdan Neyzen Ahmet Kaya'dan bahsetmemek, kendisine büyük haksızlık olacağı gibi, Rebabi Mehmet Refik Kaya gibi bir sanatçının oğlu olan ve 60'dan fazla telli sazla aynı evde büyüyen Gitar virtüözü Celil Refik Kaya'dan bahsetmemek olmazdı. Onları da sizlere daha sonraki yazı dizimde bahsedeceğim ama şunu da söylemeden geçmeyeceğim. Fakat şunu da söylemeden geçmeyeceğim. Hani atalarımız demiş ya "Armut dibine düşer" diye. İşte buradaki örnekte de gördüğünüz gibi nasıl bir aile kültürüyle büyüyorsanız siz de o oluyorsunuz. Kimliğin, kişiliğin, yeteneklerin gelişiminde en birincil eğitim yuvası ailedir. Aileden beslenemeyen insanların yetenekleri üzerine yönelip kendilerini geliştirmesi de mümkün elbette. Eğitim tüm amaçlara ve amaç edinmeyi aklımıza getiremediklerimizden bizleri haberdar edip, keşfe çıkarma aracı. Ve bir insanın yaşam yolculuğu, onun hayatına normal rutin içinden girenlerin kattığı değerlerle, senin onun üstüne kattıkların sonrasında elde ettiklerin. İşte Kaya ailesi bu noktada bizlere örnek biyografileri ve ayakta alkışlanacak sanatsal çalışmalarıyla çok güzel örnek oluyor. Başarılarının devamını ve bu örneklerin armasını diliyorum.

Silvan Güneş
Biyografi Yazarı

 






MaksatReklam

İşyerime Müşteri Nasıl Çekerim?

İş yerinize kolayca müşteri çekmek,müşteri çekmek için tüyo!

bir yorum bırak

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

yukarı